
İSLAM'DA EKOLOJİ
Çevre Sorunlarının Temelinde Yatan
Doğa Anlayışına ve İnsan-Doğa İlişkilerine
Kelamî Yaklaşım
RECEP ARDOĞAN

Tabiî çevre, kelâm ilminin vesâilini oluşturur. Günümüzde insan yaşamına yönelik ciddi boyutta tehlike teşkil eden çevre sorunları, bu konuyu kelamî açıdan ele almayı (çevre teolojisi) gerektirmektedir.
Bugün kelamcının insan hakları ve çevre konusunu ele almasının ne derece doğru olduğu konusunda insanların zihninde kuşku vardır ve bu kuşkuda büsbütün haksız da değillerdir. Ancak kelam ilminin, insanların inanç ve zihniyet alanında yeni problemler yaşadığı ve yeni sorulara cevap aradığı çağdaş dünyadaki rolünü de sorgulamak gerekir. Örneğin bireyi toplumdan soyutlayan ve bireysel özgürlüğü nihaî değer sayan ferdiyetçiliğe; bireyin özgünlüğünü kaldıran ve yerine mutlak eşitliği sağlayacağı düşünülen ütopik bir öneri getiren Marksizme ya da doğadaki varlıkların eş-değerliliği fikriyle yola koyulan ama sonunda insan-doğa kutuplamasına varan derin ekolojiye İslami ilimler kayıtsız kalamaz. Bu öğretilerin İslam’ın ilke, değer ve normları açısından ele alınması ve sorgulanması bir gerekliliktir. Bu konuda her ilmin kendi konusu ve yöntemleri ile katkıları olacaktır. Ancak, en temele inildiğinde; kurgusal bir tarihle yola koyulan Marksizm örneğinde olduğu gibi bu öğretilerin belli dogmalara dayandığı, belli ontoloji, epistemoloji ve etike sahip olduğu görülür. Bu durum, kelamın, ideolojik yapıya bürünme riski olmakla birlikte, yerine getirmesi gereken tarihî bir rolü olduğunu gösterir. O, dinî inancın ve ilahî vahyin, çağdaş dünyanın kültür ve değerlerini nasıl yönlendirip değerlendireceğini aslî bir mesele yapmalıdır. Dolayısıyla çevre felsefesi, sosyal kelamın bir alt başlığı olarak ele alınmalı; bir çevre teolojisine yer verilmelidir.
Burada çevre teolojisiyle ilgili kavramları ele alarak, çevre teolojisinin amacını, konusunu ve yöntemlerini ortaya koymaya çalışacağız.
Çevre teolojisi, fikrî temellerini sorgulayarak ekolojik krize çözüm getirme arayışına kelamî açıdan bir yaklaşım; doğa anlayışı ve insan-doğa ilişkileri hakkında teolojik bir incelemedir.
Bu yaklaşım, insanın doğal çevreye yaklaşımının, doğayı anlama biçiminin temelindeki inanç ve kabullerin İslam açısından nasıl değerlendirilebileceği konusunu incelemektedir. İnanç, insanın yalnızca Allah ile değil aynı zamanda içinde yaşadığı toplumla ve doğal çevresiyle ilişkilerinde de rol oynamaktadır. Bu nedenle bugünkü uygarlığın önemli bir sorunu olan çevre kirliliği ve ekolojik düzendeki bozulmaların temelindeki anlayış biçimi ve dünya görüşlerinin kritiğini yapmak; yaşanılabilir bir dünya için varlık, varoluş ve hayatın anlamına ışık tutmak, oldukça önemlidir.
Çevre teolojisi; sosyal kelamın, “varoluş, gayelilik ve nizam açısından doğa”yı ve “çevre sorunlarının temel nedenleri dâhil olmak üzere insan-çevre ilişkileri”ni konu edinen bölümüdür. Çevre kelamının hususi bazı özellikleri vardır.
İlk olarak o, kelam ilminin içinde yer alması yönüyle, bilgi kaynakları arasında akıl ve duyular yanında vahye de yer verir.
İkinci olarak doğa anlayışı ve insan-doğa ilişkileri konusunda İslam’ın ilke ve öğretilerini kaynaklara ve delillere dayalı olarak tespit etmeyi ve savunmayı hedefler.
Üçüncü olarak çevre kelamı, sosyal kelamın bir bölümü olarak, insanlığın toplum ve medeniyet alanına yansıyan sorunlarıyla doğrudan ilgilenir ve çevre sorunları ile toplumsal sorunlar arasındaki bağıntıyı ihmal etmez.
Çevre teolojisini şöyle tanımlayabiliriz: Çevre sorunları ve çözümlerinin temelinde yatan doğa-anlayışının ve insan doğa ilişkilerinin kelamî açıdan incelenmesi.
Bu tanımda geçen “çevre sorunlarının temelinde yatan” ifadesi, çevre teolojisinin doğa teolojisinden (thelogy of nature) ayrılan yönüne işaret etmektedir. Çevre teolojisi, bugünkü çevre sorunlarının mental temellerini, yani itikadî ve fikrî köklerini kelamî açıdan inceler, farklı doğa anlayışları ve doğayla ilişki biçimlerini epistemik doğruluk ve etik haklılık yönüyle değerlendirir ve yargı belirten sonuçlar ortaya koyar.
Tanımdaki “doğa anlayışı” ifadesi, çevre teolojisini kelamın bazı alt başlıklarıyla sınırlar. Onun âlemin nasıl var olduğu, âlemde nasıl bir sürecin işlediği, ondaki düzenin kaynağının ne olduğu, tabiî kötülük veya gayelilik olup olmadığı gibi soruları konu edineceğini belirtir.
“İnsan-doğa ilişkileri” ifadesi de çevre teolojisinin bir sosyal teoloji olduğunu belirtmektedir. Teoloji insan-doğa ilişkilerini elbette tarihî açıdan veya insan ekolojisinin ele aldığı şekliyle incelemez. O, doğa, insan ve yaşamın anlamına ilişkin bir izah getirir ve bu konudaki farklı anlayışların topluma ve insan-doğa ilişkilerine yansımaları hakkında spekülatif önermeler ortaya koyar.
Tanımdaki “kelamî açıdan” ifadesinde kelam, sadece Allah’ın sıfatlarını nasslar ve mantıki önermelerle ortaya koymaya çalışan bir ilim olarak değil bunun ötesinde insanın evrendeki varlıklarla ilişkisinin niteliği, insanın ve dünya hayatının anlamı, ahlâk ve değeri de konu alan ilmî ve felsefî muhtevayla düşünülmelidir.
Çevre teolojisi, doğanın, beşerî ve diğer yaşam tarzlarının insanlar tarafından değiştirilmesinin teolojik temellerini açıklamaya girişir. Sosyal teolojinin “Tanrı bilinci”ni zihninde canlı tutan mümini yorumlamaya yöneldiği[1] gibi çevre teolojisi de bireyin Tanrı ve onun âlemle ilişkileri hakkındaki bilincinin insan-doğa ilişkilerini nasıl yorumlamaya yönelttiğini açığa çıkartmaya çalışır.
Burada, İslam’da çevre teolojisinin kısaca “çevre kelamı” anlamına geldiğini, ancak “çevre kelamı”nın farklı çağrışımlarda bulunduğu için ilk tabiri tercih ettiğimizi belirtmeliyiz. Dolayısıyla bu çalışma İslam’ın konuyla ilgili yaklaşımlarını kaynaklarına bağlı olarak tespitine ve ona yönelik itirazların tartışmasını yapmaya yöneliktir.
Burada bir bilim olarak genişleyen içeriğiyle ekolojinin Kelâm ilmine vesâil oluşturduğu söylenebilir. Çünkü kelam ilminin konusu, dinî inançların ispatıyla ilgisi olması bakımından ‘malum’dur.[2]
Ekoloji
Ekoloji, canlıların içinde yer aldıkları ortam ve o ortamdaki ilişkiler düzeni ile uyum içinde yaşamalarını inceleyen bir bilim dalıdır. Ekoloji kavramını ilk kez 1869’da evrim teorisinin önemli savunucularından olan Alman bilim adamı Ernst Haeckel’in kullandığı kabul edilir. Ekoloji sözcüğü, Latince “oikos (ev, konut, yaşanılan yer)” ve “logy (bilim)” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Buna göre ekoloji “ev bilimi”, “yerleşim bilimi” anlamına gelmektedir.
Ancak çevre sorunlarının ortaya çıkışıyla kavramın içeriği zamanla değişmiş, genişlemiş ve ekoloji, disiplinler arası bir bilim hâline gelmiştir.
Ekoloji, canlı varlıkların ortamlarıyla olan ilişkilerini konu edinir. Daha açık bir ifadeyle, canlı varlıkları, doğal ortam ve bu ortam ile organizmalar arasında kurulan ilişkiler bağlamında inceler. Bugünkü çerçevesiyle ekolojinin amacı, yerküre üzerindeki tüm hayvanların, bitkilerin ve bunların içinde bulundukları ortamların arasında ortaya çıkan karşılıklı etkileşimleri incelemek ve açıklamaktır.
Günümüzde ekoloji iki ayrı anlamda kullanılan bir kavramdır: 1) Bilim ve 2) Felsefe anlamında. “İnsan ekolojisi” denildiğinde ekoloji bir bilim dalını ifade ederken, “Derin Ekoloji” ve “Toplumsal Ekoloji” denildiğinde, bir düşünce akımını anlatır. Ekoloji, doğadaki varlıkların çevresiyle ve birbiriyle ilişkilerini gözlemler ve açıklamalar yapar. Ancak bu açıklamalardan bütüne ilişkin bir sonuca varmak, bu bütüne “niçin” sorusuna cevap oluşturacak bir anlam yüklemek, bir bilim olarak ekolojiyi bir ekoloji felsefesine dönüştürür.Ekoloji felsefesi, çevre felsefesi olarak da adlandırılır. Çevre felsefesi, farklı anlamlar ifade etmektedir. O, geniş anlamda, insanın ve insan olmayan varlıkların doğasını, varlık şeması içindeki yerlerini ve insanın diğer varlıklarla ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini konu edinen bir felsefedir. Dar anlamda çevre felsefesi ise “1960’ların sonlarından veya 1970’lerin başlarından itibaren, Batı’da yine aynı konulara ilişkin fakat algılanan çevre sorunlarıyla güdülenen, insanın çevreye karşı sorun yaratan bir eylem örüntüsü geliştirmesine temel oluşturduğuna inanılan etik ve metafizik anlayışların eleştirilerini içeren, insanın çevreye karşı sağlıklı bir eylem örüntüsü geliştirmesine temel oluşturacak görüşler geliştirmeyi hedefleyen çaba ve görüşlerin ortak adıdır.[3]
DİPNOTLAR
[1] Düzgün, Sosyal Teoloji, 5.
[2] Bir görüşe göre Allah’ın sıfatları, fiilleri ve hükümleri araştırıldığı için Kelam ilminin konusu, Allah Teala’nın zatıdır. Sistematik olarak yaklaşıldığında, kelam ilminin konusu mesail ve vesail olarak ikiye ayrılır. Mesail, İslam inancının tespiti ve müdafaasıdır. Vesail ise buna imkân veren tüm bilgi alanıdır. el-Îcî’ye göre kelamın konusu, var olması yönüyle ‘mevcut’tur. Bununla birlikte o, araştırma yönteminin İslam kanunu üzere olması yönüyle ilahiyattan ayrılır. el-Îcî, Adudiddin, el-Mevâkıf fî ilmi’l-Kelâm, Âlemü’l-Kütüb, Beyrut trz., s. 7. Ancak kelami tartışmalarda “yok” ve “yokluk” kavramları da yer aldığı için kelamın konusu sonraları “malum” olarak ifade edilmiştir. Bu yaklaşım, epistemoloji ve etiki de kapsaması yönüyle daha isabetlidir. Kelam, vesaili malum olarak tanımlarken, bir dış kaynaktan/müteal varlıktan gelen nihai sebepleri kabul etmeyerek bilginin konusunu olgular (direkt gözleme açık gerçekler) ve bunlar arasındaki sabit ilişkilerle sınırlı olmasını öngören olguculuktan (pozitivizmden) ayrılır. Yine bütün bilgilerin yalnızca duyumlardan geldiğini iddia eden duyumculuk (sensationalism, sensualism) ile bağdaşmaz.
[3] Ünder, Hasan, “Çevre Felsefesi”, Felsefe Ansiklopedisi, nşr. Ahmet Cevizci, Babil Yay., Ankara 2005, III, 598.







Doğal çevre, Allah'ın varlığının, birliğinin ve yüceliğinin nesnel (afakî) delilleridir.
Dola çevredeki canlı çeşitliliği, Allah'ın Hayy, Muyhî, Mumît, Hâfız, Mukît, Rezzâk, Rahîm, Afüvv gibi sayısız isimlerinin tecellilerdir.




